Hakkında The Devil's Backbone
Guillermo del Toro'nun yönettiği 2001 yapımı 'The Devil's Backbone' (El espinazo del diablo), sıradan bir hayalet hikayesinin çok ötesine geçen, atmosferi yoğun bir başyapıttır. Film, İspanyol İç Savaşı'nın gölgesinde, ıssız bir yerde konumlanmış bir erkek yetimhanesinde geçer. Babasını savaşta kaybetmiş 12 yaşındaki Carlos, bu tekinsiz yere geldiğinde, diğer çocukların yanı sıra, yerin ruhu olan bir hayaletle de yüzleşmek zorunda kalır. Bu hayalet, yetimhanenin derinlerinde yatan ve Carlos'un çözmek zorunda olduğu trajik bir sırrın habercisidir.
Del Toro, korku öğelerini politik bir alegori ve duygusal bir olgunlaşma hikayesiyle ustalıkla harmanlar. Yetimhane, savaşın yarattığı travmanın ve kayıpların bir mikrokozmosu gibidir. Fernando Tielve'nin canlandırdığı Carlos karakteri, masumiyetini korumaya çalışırken, yetişkinlerin dünyasının acımasızlığı ve ihanetleriyle tanışır. Eduardo Noriega'nın canlandırdığı sadist bakıcı Jacinto ise, faşizmin ve açgözlülüğün kişileşmiş hali olarak karşımıza çıkar.
Film, sadece ürpertici sahneleriyle değil, görsel zenginliği ve sembolizmle yüklü sinematografisiyle de izleyiciyi etkisi altına alır. Bomba metaforu, su deposundaki cenin benzeri hayalet ve 'kanayan' sırt omurgası gibi imgeler, unutulmaz bir iz bırakır. 'The Devil's Backbone', savaşın masumlar üzerindeki yıkıcı etkisini, hayaletler ve gerilim üzerinden anlatan, son derece dokunaklı ve zekice kurgulanmış bir filmdir. Del Toro'nun daha sonra çekeceği 'Pan'ın Labirenti' filminin habercisi niteliğindeki bu eser, gotik korku ile şiirsel dramı birleştiren nadide örneklerden biridir ve mutlaka izlenmelidir.
Del Toro, korku öğelerini politik bir alegori ve duygusal bir olgunlaşma hikayesiyle ustalıkla harmanlar. Yetimhane, savaşın yarattığı travmanın ve kayıpların bir mikrokozmosu gibidir. Fernando Tielve'nin canlandırdığı Carlos karakteri, masumiyetini korumaya çalışırken, yetişkinlerin dünyasının acımasızlığı ve ihanetleriyle tanışır. Eduardo Noriega'nın canlandırdığı sadist bakıcı Jacinto ise, faşizmin ve açgözlülüğün kişileşmiş hali olarak karşımıza çıkar.
Film, sadece ürpertici sahneleriyle değil, görsel zenginliği ve sembolizmle yüklü sinematografisiyle de izleyiciyi etkisi altına alır. Bomba metaforu, su deposundaki cenin benzeri hayalet ve 'kanayan' sırt omurgası gibi imgeler, unutulmaz bir iz bırakır. 'The Devil's Backbone', savaşın masumlar üzerindeki yıkıcı etkisini, hayaletler ve gerilim üzerinden anlatan, son derece dokunaklı ve zekice kurgulanmış bir filmdir. Del Toro'nun daha sonra çekeceği 'Pan'ın Labirenti' filminin habercisi niteliğindeki bu eser, gotik korku ile şiirsel dramı birleştiren nadide örneklerden biridir ve mutlaka izlenmelidir.


















